Silkelenmek İyidir

Bu sayfa 78 kere görüntülendi.
Responsive image

Yaşadığım son zamanlar belki de hayatımın iplerinin elimden kaydığına çok güçlü inandığım, beni heyecanlandıran her şeyin an içinde heyecanını yitirdiği, agresif, gergin, sürekli endişeli, şüphe içinde geçen günlerden oluşuyordu. 

Kendime güvenimi, becerilerimi sorguladığım, eylemsizliğe geçtiğim, sürüklenir halde kendimi bulduğum günlerin sayısını unutmuştum. 

Hayatımı acımasızca eleştiren, kendimi sürekli suçlayan, dışarıdan suçlamaya açık, suçluluk duygusu altında ezilmiş bir halde idim. Sanki herkes el birliği etmiş de üzerime kendimi daha da kötü hissetmem, daha suçlu hissetmem için geliyordu. 

Bazı günler bir şekilde kendimi yeniden şarj ediyor, tekrar yola koyuluyordum ama en fazla ikinci gün bilemedin üçüncü gün yine kendimi o dipsiz kuyuya çekilen olarak buluyordum. 

Kendime sürekli şükret, yaradan daha büyük sınavlarla seni sınar, nankörlük etme, iyi olanı, güzel olanı bulmaya, görmeye, söylemeye, hissetmeye niyet eden ol, her şey düzelecek, akışa geçecek, gayret et desem de o kadar acımasız ve gaddardım ki kendime, kendimden kaçmayı, kurtulmayı isteyen olduğum anlar gelip basıyordu. 

Günlerce yataktan çıkmadan, banyo yapmadan, yemeden, içmeden boşlukta asılı kalmış gibi geçirebilirdim zamanı.

Bir gün bir mesaj, bir dış tetikleyen ile gelen kırk saatlik bir ağlama krizi, içimden fışkıran YETER avazını birden ortaya çıktı. O ağlayarak geçen kırk saatin ilk diliminde yaşamdan bağımın koptuğunu, rasyonel aklımın devreden çıktığını, yaşam sevincimi, hayatta var oluş amacımı kaybettiğimi derinden hissettim. Bir taraftan neşe dolu, cıvıl cıvıl ben nereye gitti diye kızarken etrafıma, başaramadım artık denemeye değmez sarkacında salındığımı gördükçe çaresizliği kabul ettiğimi fark ettim. 

Kabule geçmiştim. 

Sonra şunu sordum kendime;

Neyi kabul ettin, ediyorsun? Çaresizliği, yaşadığın her deneyimin sendeki yorgunluğunu, bitmişliği kabul ediyorsun, anladım. 

Peki, tüm yaşanmışlıkları, bıkkınlıkları, kırgınlıkları, öfkeleri, hayal kırıklıklarını, acizlikleri, suçlamaları kabul ediyorsun da ÇARE OLABİLİR, BAŞKA BİR YOL OLABİLİR!!! Bunu kabul etmen için neye ihtiyacın var diye içimden bir soru çıktığını hatırlıyorum. İşte o an uyandım. Ve kendime DUR dedim. 

Evet, kimseyi değiştiremem, geçmişi dönüştüremem ama yeni bir yol seçebilirim. Yeni bir BEN oluşturmaya başlayabilirim, yeni alışkanlıklar, yeni rutinler, yeni seçimler, yeni eylemler, yeni davranışlar, yeni düşünce yaklaşımları ve sonunda yeni duygular ve yeni vücut kimyası. Yenilenmiş BEN ile geçmişin olumsuz yükünün duyguları da değişebilir ve ben daha hafif, daha dingin, daha dengede olabilirim. İşte o an kağıdı kalemi elime alıp 


  1. Günüme, haftama, ayıma, yılıma baktım. Zamanı nelerle geçiriyorum, yerine nelerle geçirebilirim? Zaman, enerji emenlerim var mı? Varsa bunlar neler? Yerine neleri koyabilirim?

  2. Zamanı dolduranların bana hissettirdiği duygular neler? Bunları nelerle değiştirebilirim?

  3. Bu duyguların bende oluşturduğu genel modum ne? Ne kadar süredir bu moddayım? 

  4. Bu modda olmamın altında yatan kriterler neler? Neleri değiştirirsem modumu değiştirebilirim?

Bu soruları alt alta yazınca durup bir daha düşündüm ve çare var, denemeye değer, ayağa kalk dedim kendi kendime…

Teknolojinin hayatımda ciddi bir zaman çalıcı olduğunu bilmeme rağmen, üzerime inen atalet sebebi ile bir türlü bunu bırakmıyordum. Zamanımın çoğu elimde telefon, sosyal medya, oyunlar ile tükeniyordu. Tek yaptığım saatleri, günleri yemekti… Takvimden bir gün daha eksildi, bitti diyerek. İlk eylemim, çocuklarımıza koyduğumuz kural gibi, kendime gün içinde maksimum 30 dk sosyal dünya ve oyunlar için izin vermek oldu. Enerji emen ve beni uyutan bu alışkanlık yerine meditasyon, kitap okuma, yürüyüş koydum.

İkinci olarak uyanma ve yatma saatlerime göz attım. Vücudum yorulmadığı için uykum gelmiyor, sabah üçlere kadar oturuyordum. Hal böyle olunca da sabahları değil, öğle saatlerinde uyanıyor ve yarım bir günü yaşıyordum. Gece yatma saatlerimi daha erkene çekmeye, sabahları güne daha erken başlamayı kararlaştırdım. Uyku saatlerimi düzene koyabilmek için doktoruma danışarak doğal melatoninden destek aldım, 15 gün içinde bu sarkaç da düzene girdi ve günün ışıklarını yaşadığım, daha üretken olduğum zamanı ortaya çıkardım ve üretmeye başladım. 

Üçüncü adımım, yoga, spor oldu. İlk eylemim ile boşalttığım zamanları daha değerli ve enerjimi besleyecek, vücut kimyama destek olacak şekilde nasıl planlayabilirim? Neler yapabilirim sorusu ile spor ve yogayı kattım günlerimin içine. Bir haftada bunlara üç saat ayırmak çok zor olmamalı ve yapmalıyım dedim. 

Yaşadığım o dağınık, dıştan gelecek uyaranlara bağımlı içsel modumun bir etkisi beslenme alışkanlığıma da yansımıştı. İhtiyaç duyduğum dış destek kaynağından beslendiğimde güzel yiyor, kilo alıyor ama o destek kesildiğinde yine iştahsız, öğün atlayan, öğünleri geçiştiren oluyordum. Yani kendimi bile bile enerjisiz kalacak şekilde besliyordum. Sabahları düzenli kahvaltımı yapmaya, arada sağlıklı atıştırmalıklar yemeye, akşam yemek saatini erkene alıp düzenli akşam yemeğini yiyen hale döndürdüm. Beslenmemde çeşitliliğe gittim, nelere ihtiyacım olduğunu kendime, içime sorarak buldum ve onları beslenme planıma aldım. Böylece sistemimin ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlayacak yakıtları da almaya başladım.

Zaten çok televizyon izleyen değildim, ancak yeni beni oluştururken izlediğim şeyleri seçerken de seçici olmam gerektiğini fark ettim. Acıklı, modumu düşerecek ya da kızılca kıyametin, savaşın, entrikanın olduğu değil, sevgi, bir olma, dayanışma, merhamet temalı filmler, diziler izlemeye başladım. Saat öldürmek değil, beni besleyecek, beni düşündürecek, bana öğretecek neyi var merakına hizmet eden şeylere ilgimi ve zamanımı ayırmaya başladım.

Müzik her zaman benim en iyi arkadaşımdır, çıkış döneminde de yaratıcılığımı besleyen, zihnimi yaratım enerjisinde teta da tutacak müziklere yönlendim. Ruhumu, zihnimi, kalbimi besledim. 

Maya Şaman öğretisi ve transformal nefes üzerinde çalışmalara başlamıştım. Ancak bunları atölyeden atölyeye yapan değil, günlük akışımın içine basit, uygulanabilir egzersizlerini almaya karar verdim. 

Bu dönemden çıkarken en çok kime kızdığımı, kime, neye kırıldığımı düşünmeye başladım. Listesini çıkardım ve kendime şu soruyu sordum. Bu kişilerle ve durumlarda kızdığım, öfkelendiğim, kırıldığım anları ben hayatımın hangi döneminde yapmıştım da iç sistemim ayağa kalkmıştı. Yaşadığım geçmiş olayların hangilerinde benzerlikler vardı, ya da hangi henüz kabullenmediğim yarama basmıştı da bana ayna olmuştu. Bunların üzerine düşünerek değil, düşüncelerimi yazarak akıtmaya başladım ki topraklansın, fark edişlerimle enerjim dönüşsün ve hafifleyeyim. Hepimizin içinde herkesten sakladığımız bir karanlık tarafımız var, karanlık taraflarımıza dokunulduğunda da tepkisel oluyoruz. Bu noktaları anlayıp şefkatle kabule ve sevgi ile sarmalaya niyet ederek yola devam edersek gün geçtikçe mutlu, huzurlu, tatmin ve halinden memnun olmak için dışa değil, kendi içinden kendini besler hale geçebiliriz.


Şunu unutmamamız gerekiyor, derin silkelenmeler yaşamak için illa işten atılmak, bir tanıdığımızı kaybetmek, kanser olmak, büyük bir çöküş yaşamak gerekmiyor. Evren bizim anlamadığımızı, anlayabilmemiz için bizi çeşitli vesileler ile uyarıyor. Öğrenmek için en acı ve bedeli ağır dersleri almak için beklemeden de yola çıkabilir. Yaralarımızı, karanlık taraflarımızı ve gölgelerimizi fark ederek; hafifleyebilir, özgürleşebilir ve şu an da olmayı başarabiliriz. Şu an da bulunduğum noktada yaydığım enerji ile de yarınlarımı daha güzel şekillendirmem ve evrenden ihtiyaç duyduğum tüm desteği almam mümkün. 

Son söz diyorum ki denemeye değer…